günlerden cumartesi, güneşli bir ekim günü, bugünü değerlendirelim, kapalı mekanlar yerine oksijen alabileceğimiz yerlere gidelim. biri 3,5 yaşında birisi de 2 yaşına yaklaşmış ufaklıklarla birlikte olunca hayvanat bahçesi fikri aklımıza geliyor.
hayvanat bahçesinin otoparkında buluşmak için sözleşiyoruz, tam buluşacağımız noktaya varmak üzereyken Dila arabada uykuya dalıyor, buluşuyoruz ama Dila uyuduğu için uyanmasını beklemeye başlıyoruz. Beklerken de hazırladığımız çay-kahve kek-börekleri hemen arabaların yanındaki yeşillik alanda yemeye karar veriyoruz.
arabaların yanı dediğim gerçekten hemen yanı, en fazla 2 mt vardır aramızda, Dila arabada uyuduğu için arabanın camlarını aralık bırakıyoruz ve kapıları kilitlemiyoruz çünkü çok yakınız zaten..
çay-kahve muhabbetine dalmışken, birden arabanın kapısının aralandığını farkediyorum ama saniyelik bir olay, kapı açıldı diyerek hemen fırlıyorum ve yerde bir kız görüyorum, genç bir kız, 17-18 yaşlarında, saçlarını örmüş, makyajını yapmış, jean ve tshirtünü giymiş bir kız, beni görünce abla topum kaçtı arabanın altına diyor.
bakakalıyorum önce inanıyorum ama sonra kapı niye açık derken bir bakıyorum bacaklarının arasında çantam, fermuarı açık cüzdan en üstte, panik oluyorum, bizimkilere sesleniyorum, onlarda kızı görmedikleri için kedi filan gelmiş zannediyorlar, kapının aralandığını belki farketmiyorlar belki de ben o panikle onlara derdimi anlatamıyorum, bir elimde kahve fincanı kızın kaçıp gitmesini engellemeye çalışıyorum, çünkü bilmiyorum cep telefonumu aldı mı ya da cüzdanımı açıp içindeki paraları aldımı.
galiba kız da acemi çünkü bir hareketle beni itip kalkıp gidebilir, ama o benden daha çok panik oluyor ve abla topumu arıyorum diyor, bense hala peki çantamda ne arıyorsun diyorum, ne cevap bekliyorsam...
kız bi taraftan sürekli arkaya birilerine bakıyor ve bende onun baktığı tarafa doğru dönünce hızlı adımlarla uzaklaşmaya başlıyor,
o sırada gelen bizimkiler kızın peşinden gidiyorlar, ama kız sürekli topumu arıyorum diyor başka bişey demiyor, biz hemen çantaları kontrol ediyoruz, herşey tamam eksik bişey yok..
bu durumda yapacak birşeyde yok maalesef, polise haber versek ortada delil yok suç yok, kız durumdan kurtarır kendini sadece topumu arıyorum diyerek ve öylece gidiyor elini kolunu sallayarak
baka kalıyorum arkasından genç kızın, upuzun saç örgüsüne, spor ayakkabılarına, kocaman tokasına takılıyor gözüm, herşey o kadar normal ki...
neleri feda ediyorsun bütün bunlar için farkındamısın demek geliyor içimden anlamayacağını bile bile....
27 Ekim 2009 Salı
22 Ekim 2009 Perşembe
son iki hafta
bütün bunların arasına biraz renk katmak lazım, rakamlar zaten yeterince sıkıcı ve siyah, biraz renk olmazsa hiç bitmeyecek gibi geliyordu, yarın son gün ve bitecek gidecek sadece şimdilik tabiki..
en bunaldığımız zamanlarda attık kendimizi üretime, inceledik dokunan kumaşları, dinledik makinaların seslerini, iplikler, renkler, döşemelik kumaşlar bulanmış beynimizi silkelediler biraz.
iplikler vardı her yerde, devasa makaralar vardı, hani şu evde kullandıklarımızdan ama onların kaç yüz milyon katı büyüklükte olduklarını bilmediğim ve renklerine hayran kaldığım ipler ve makaralar, o makaralarla döşenen kumaşların bu kadar zevksiz olabileceğini ve bunların arap ülkelerinde kapış kapış gittiğini duyduğumda e biraz şaşırdım, yok mu hiç aralarında bana göre de bişeyler, karıştırmam lazım biraz....
bugün

İşler çok, denetim henüz bitmedi, ama çok az kaldı..
En azından ofisimde ve masamdayım artık, yine rakamlar, toplama, çarpma, bölme arasında olsamda.
Günün güzel tarafı Rihanna, bu hatunun sesi hep güzeldi de şarkılarının bu kadar güzel olduğunu bugün farkettim.
hep hoşuma gitmiştir zenci gırtlağından çıkan ses, seviyorum onların yaptığı müziği dinlemeyi ...
Russian Roulette ise günün favorisi oldu, bence müthiş..
20 Ekim 2009 Salı
13 Ekim 2009 Salı
yeşil pedal
acayip güzel bir hava var, Lodos, bursada pek yabancı olunmayan bir durum, sevmem aslında bu havaları, insanı bir acayip yapar. yolda yürüyemem, bakamam, göremem, tuhaf bir sersemlik yapar hatta düşünemem bile bu havalarda.
ama biraz önce tüm bunlara inat ofisimizin arkasındaki parka gittim, kocaman ağaçların rüzgarda çıkardıkları sesleri dinledim çok iyi geldi, hiç bir şey düşünmedim, rüzgara ve güneşe bıraktım kendimi seslere kulak verdim sadece, kendime geldim...
hafta sonu güzel bir gün vardı yine, sevgili koca bey pedal çevirdi..
"suyumuzun, enerjimizin, çevremizin ve ülkemizin geleceği sizin ellerinizde"
sloganıyla sabah erkenden düştü yollara, kaslara kuvvet diyerek yaklaşık 25 km yolu pedal çevirerek katetti...
ee tabi eski gençlik olmayınca, yeterince antremanlı olmayınca, varış noktasına varılacakta oradan nasıl geri dönülecek düşünülmeye başlandı ve imdada anne - kız biz yetiştik, dedik alırız biz seni Mudanya'dan, o kadar yorulacaksın, mesaj vereceksin, biz uyurken sen pedal çevireceksin...
hava da güzel olunca ohh dedik misss...
yine bir deniz havası alındı, baba - kızın deniz ve taş keyfi izlendi, herşeyiyle iyi geliyor böyle uzun geçen hafta sonları, artık uykuyu da problem etmiyoruz, çünkü hafta sonları bütün düzen değişiyor nasıl olsa ve uykusu geldiğinde biraz inatçılık filan yapıp, daha fazla dayanamayıp kolumda filan sızıp kalıyor, o kadar nazı çekiyoruz bizde arkasından gelecek sakin bir kaç saat için.
ve o birkaç saatlik sakin zamanlar başlayınca ne yapacağımızı şaşırıyoruz, çay içelim, sessiz bir yer bulalım, dondurma yiyelim, bak havada çok güzel deniz manzaralı bir magnum süper olur, ben biraz gazete okumak istiyorum, bir türk kahvesi de içelim, şşşttt sessiz olll.....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
