14 Aralık 2009 Pazartesi

yeni hafta


Bu sabah uyanır uyanmaz balkon kapısını açtım ve buzz gibi hava doldu içeriye..
İşte Aralık ayı bu dedim
Soğuk hava alt kattaki odalara ulaşmasın, uykudan henüz uyanmamış kuzuyu üşütmesin diye tadını pek çıkaramadım,
Hızlıca giyindim hazırlandım ve öpücüklerle birazda zorla da olsa Dila’yı uyandırdım, bir insan gözünü açtığı gibi bu kadar mı enerjik olur. Bazı günler saatlerce ayılamaz uyku durumundan, gözünü bir türlü açamaz, bazı günlerde tam tersi, daha gözünü açar açmaz atıyor kendini yataktan dışarıya
Bu sabahta onlardan biriydi, gözünü açar açmaz kolye, ruj, toka diye sayıklamaya başladı, gördü tabi ben hazırlanmışım işe gitmek için, aynılarından onda da olmalı mutlaka, ona uygun olanlarıyla tamamladık isteklerini mutlu mesut çıktık evden
Otopark karanlık ve yine soğuk, bindik arabaya, daha araba çalışır çalışmaz “benim şarkımı aç” nameleri başladı
Şarkı başladı ve yola çıktık
Yol kısa annemler ile aynı cadde üzerinde oturduğumuz için neredeyse 2 dk içinde daha şarkı yarısına gelmeden yol bitmişti
Hafta içi mesaisi için Dila’yı mekana teslim ettim, daha apartmana girer girmez başlıyor dedeee dedeee çığlıkları atmaya, ikisinin arasındaki aşk gözle görünür cinsten…
İndim tekrar aşağıya ve dedim araba sen dur burada akşama görüşürüz, yürüyeceğim bugün
Üzerimdeki mont kışa uygun değil, arabaya uygun
Ama ben kararlı, çıktık yola
Buzzzz gibi hava ve hafif güneş
Nasıl güzel geldi sabah sabah
İçime çektim ikisini de
Hava dondurdu resmen ama kısacıkta olsa sabah yürüyüşü bu kadar mı iyi gelir
Yeni haftaya bu kadar mı güzel ve dinç başlanır
Bıırrrrr bazen seviyorum üşümeyi…..

7 Aralık 2009 Pazartesi

bi şeyler...


Değişik bir şey yok, bol kahve var, keyif var, gülümsemek istersek eğer çok sebep var, ama yok eğer sıkkınsa canımız ya da hava biraz kapalıysa surat asmak içinde çok sebep var..

Öyle böyle geçiyor günler, ofisteki günler sıkıcı ve durgun, evdekiler ise tam tersine bol hareketli, danslı, müzikli..

Tüm bunların arasında yine de sıkıcı bi şeyler var, yazma isteğim yok, belki de hiç bir şey yapma isteğim yok, ama bol bol “hiç bir şeye yetişemiyorum” lafım var..

Evet yetişemiyorum, yetişmek istediklerim mi beni aşıyor, ben mi çok yavaş kalıyorum bilmiyorum ama sanki hep bir şeyler eksik kalıyormuş hissi var…

Var işte bişeyler, hani hiç bir şey yokken, illa bişeyler bulan tipler vardır ya onlardan mıyım acaba, bu durgunluk sıkıntı veriyor bana…

Kokular var hayatımda ve hatıralar..
“Parfümün Dansı” kitabını bir daha okuyasım var, hemen bu akşam başlamalıyım..
Limonlu kek kokusu var mesela, hatırlattığı kişinin şen kahkalarıyla…
“Polo sport” kokusu var, özlenen bir dostu hatırlatan…
Toparlanmayan düşünceler, yazınca hiç bir şeye benzemeyen planlar
Aa unutmadan bir de bu aralar alışveriş yapma isteği var acayip boyutlarda
Özellikle, ayakkabı, çanta ve kemer takıntısı var
Sürekli kendimi internet sitelerinde bunların arasında buluyorum, yılbaşı yaklaşırken bir sürü hediye alasım var, beni çağırıyor rengarenk süslenmiş mağazalar, bayılıyorum yılbaşı alışverişine..
Çam ağacını durduğu kutudan çıkarmak ve bu sene çok daha keyifli olacağını düşündüğüm süsleme işi var aklımda..
Aralık ayı yavaş geç, yapacak çok şey var….

19 Kasım 2009 Perşembe

oyuncu

Bi oyun var facebook’ta oynuyorum, bi işe yaradığı yok aslında bejeweled diye bir oyun, aynı renkte olanları patlatıyorsun gibi bir mantığı ve de bir süresi var, 1 dk içinde alıyorsun puanları,
Taktım bu aralar sürekli oynuyorum, alıyorum puanları mutlu mesut genelde birinci olarak kapatıyor(d)um haftayı, her hafta puanlar sıfırlanıyor.
Facede bir arkadaş çok severim kendisini (?) o da başlamış oynamaya, ama hatun benden yüksek puan yapıyor ve beni delirtiyor, çıldırtıyor
Bir türlü rahat edemiyorum onun puanını gördükçe, oyunu bir türlü kapatamıyorum bi kere daha, bi kere daha, kesin bu sefer geçeceğim diye diye başından kalkamıyorum,
Gece uykusuzluk filan umurumda değil, bütün gün zaten bilgisayar başında oturmuşum o da umurumda değil, evde herkes uyuduktan sonra oturuyorum oyunun başına ve kalkamıyorum bir türlü..
Yok geçemiyorum geçemiyorum, hani sevdiğim bir tip olsa oynayan şahıs çok umursamayacağım ama kıza zaten kılım, bir de oyunda benden yüksek puan alması beni sinirrr ediyor..
Ya bileğim felç olacak oyunu oynamaktan, ya kızı sileceğim durup dururken listemden (hehehehe aynı zamanda akrabam oluyor o yüzden biraz zor)
ya da sürekli gözümün önünden aynı şekillerin geçmesinden tırlatacağım yakında
çok vakit kaybetmeden dönüyorum oyunun başına hemennnn...

12 Kasım 2009 Perşembe

660*

uyumak için yatağa uzanmışız,
yanyana yatıyoruz ve göz gözeyiz,
bir süre hiç konuşmadan sadece bakışıyoruz,
uzun uzun bakışıyoruz sözsüz,
sonra elleri yüzümde dolaşmaya başlıyor,
ama çok yumuşak dokunuşlar,
yavaşça saçlarıma doğru kayıyor elleri,
tutuyorum uzun uzun öpüyorum o parmakları,
sonra bırakıyorum yine bulduğum yere ve o devam ediyor saçlarımın arasında parmaklarını dolaştırmaya,
bir ara karanlıkta kocaman kara gözlerini açarak yüzüme dikkatlice bakıyor,
uzun uzun bakıyor bu sefer
ve o iki kelime dökülüyor ağzından
"ceni ceiiyomm"
neye uğradığım şaşırıyor
hep söyleyen ben olmuştum bu güne kadar
ondan ilk defa duyuyorum ve kelimenin tam anlamıyla eriyorum...

*660; doğumdan beri geçen gün sayısı...

9 Kasım 2009 Pazartesi

içime huzur kaçtı...















hani bazı günler vardır, hiç bitmesin deriz, günü içimize çekmek isteriz
pazar günü onlardan biriydi, ne olur bitmesin güneş biraz daha bizimle kalsın, gitmeyelim buradan, hayır Kasım ayında değiliz, bu olsa olsa Mart olabilir ve arkasından Nisan gelecek diyerek bitirdim günü...
evet içime huzur kaçtı ve orada hapsetmek istedim o huzuru..