2 Ekim 2009 Cuma

yemek yapmak lazım ama nasıl


oooo yooooo bana yemek yap demeyin, benden yemek beklemeyin

eskiden hiç problem değildi, nasıl olsa yenecek birşeyler bi şekilde bulunur, işten eve gelmiş ve amacı sadece karın doyurmak olan bize yeterli gelirdi, ama tabi arada şöylee muhteşem masalar hazırlayıp, hem lezzetli hem de sağlıklı şeylerde yediğimiz oluyordu..

..du diye biten cümleler artık eskide kaldı, artık akşamları eve gittiğimizde sağlıklı bir şekilde beslenmesi gereken bir birey var evimizde, sadece makarna ile geçiştirilen ya da pizza ısmarlanan geceler uzak bu aralar.
uzun bir sürede uzak kalacak gibi görünüyor

bu durumda ne yapmak lazım, her gün akşama ne yemek pişirsem diye düşünmek ve bunu uygulamaya geçirmek lazım, peki var mı bende ondan, hayırrrrrr, hemde kocaman bir hayırrr...

sevmiyorum yemek yapmaktan nefret ediyorum, hergün acaba ne pişirsem diye düşünüp duruyorum, sonra bir bakıyorum ahaaa biz neredeyse dönüp dolaşıp hep aynı şeyleri yiyiyoruz, zaten etle aram hiçç yok, üstelik çıplak elle ete elleyemem, bu durumda seçenekler epeyce kısıtlanıyor, ben iyice soğuyorum bu işten..
temizlik yapayım, etrafı toparlıyayım hatta ütü yapayım, kurabiye yapayım, tart pişireyim miss gibi kokular saçayım her tarafa ama bana yemek yap demeyin, cidden geriliyorum..

ya da şöyle diyeyim, mutfağa gireyim, bütün malzemeler dizilmiş olsun tezgahın üzerine, gayet kendinden emin bir şekilde beni bekliyor olsunlar ve tabii onların birleşmesi sonucu ortaya çıkacak yemeği de bileyim, ee o zaman varım..

mümkün mü yok değil gibi görünüyor, ne yapmak lazım nasıl yapmak lazım, bu yemek yapmak işini nasıl çözmek lazım..

30 Eylül 2009 Çarşamba

sinir denen şey nasıl yatışır


İşten eve dönülmüştür, günlerden salı, henüz haftaya alışma çalışmaları.
bitmez tükenmez yorgunluk belirtileri, hafta sonu eser kalmayan ama hafta için bir türlü üzerimden atamadığım halsizlik..
yemek yenmiştir, böcükte bitmek tükenmek bilmeyen enerji koşuşturup durmakta, ama tabi mümkün değil tek başına olması, mutlaka yanında yakınında olunmalı, anne hadi kalk, anne hadi delll...
ama anne yorgun, anne işten gelmiş, anne bazen hiçç havasında değil, tabi bunu anlatmanın imkanı yok, bütün gün zaten özlüyoruz birbirimizi ama bazen cidden nefes almaya ihtiyacım oluyor. Tek başıma kaldığım bir yarım saate bile o kadar çok ihtiyacım olduğunu hissediyorum ki..
bu durum atlatılır bir şekilde, anneli babalı eğlencelerin sonu ve uykunun vakti gelmiştir artık, yatağa gidilir, yaklaşık iki saat odadan sıvışmak için can atılır, tam uykuya geçmiştir artık çıkıyorum dersin "aaannniii" diye bir ses, tekrar yatağa dönüş, tekrar aynı sahne, her gece aynı durum çekilir gibi değil, saat daha 22:00 ben uyku modunda değilim, iki dakika oturamadım salonda, okunacak bir kaç satır kitabım var, izlenecek bir iki program var, evde yapılması gereken işler var, ama yatakta o saatte geçirilen iki saatten sonra, bünyede ne kalkma istediği ne de o işleri yapma hevesi kalıyor..
hafta içi geceler bu durumda geçince, sinir tavan yapıyor ve ertesi sabah, akşam, bir sonraki sabah devam ediyor...

peki nasıl yatıştırılır bu sinir denen şey, her kafanı kaldırıp "anniii" diye seslendikten sonra, uykulu uykulu öpücüklerin yatışmasına yeterli aslında, hissediyor gergin olduğumu ve minicik elleriyle yanağımı okşamaya, karanlıkta bulduğu dudağımı öpmeye ve sonra nereden öğrendiğini hiç bilmediğim ve duyunca şok olduğum "naakinn on" (sakin ol) var ki beni benden alıyor..
sakinim, sakinsin, sakin..

28 Eylül 2009 Pazartesi

kaçıncı bayram..



şehir dışında babaannelerle kutlanan bayram,
şehre dönünce anneannelerle kutlanan bayram,
gece olunca arkadaşlarla kutlanan bayram,
sürekli değişen yeni cicilerle kutlanan bayram,
kırmızı ayakkabılarla kutlanan bayram,
elinde balonla, yüzünde gülücüklerle kutlanan bayram,
tüm itirazlarıma rağmen bol bol çikolata lütleterek kutlanan bayram,
kolunda çanta, içinde şekerlerle kutlanan bayram,
cebindeki paralara çıkarıp çıkarıp baktığın bayram,
bizi kahkalarla güldüren ve eriten bol kutlamalı bayram,
bayamııın tutlu osssunn, tutttlu osssun..
sahi kaçıncı bayramın senin bu, galiba sadece üçüncü :)
ama tadını çıkararak ilk bayramın..

24 Eylül 2009 Perşembe

okul-baba

Bugün ilk ve orta dereceli okullar, eğitim öğretime başladılar.
O yüzden bu kadar kalabalık, okulların önünden geçerken yükselen şen kahkalar, cıvıl cıvıl çocuk sesleri, hep neşe verir bana, genelde mutludurlar çünkü içeride olmaktan..
İşte bugün, okulda olmaları gereken bugün, sabah gittiğim diş hekiminde karşılaştık onlarla
bir baba ve iki kızı, annelerini getirmişlerdi ve sıranın gelmesini bekliyorlardı.
Baba elinde tesbihi sürekli dolaşıyordu sinirli bir şekilde, kızların elinde birer broşür onunla oyalanıyorlar, çevirip çevirip okuyorlar ya da kafalarını kaldırmamak için bahane yaratıyorlar.
Anne içeriye girince, baba bakışlarını kızlardan birine çevirdi
"unut, artık okul filan yok, bitti o hikaye, aklından çıkar" dedi
kız zaten ağlamaya hazır bekliyordu elinde mendiliyle, daha fazla dayanamadı...
hani bazen anlarsın ya tehdit olduğunu sadece, ben anladım bu öyle birşey değildi düpedüz gerçekti, görseniz siz de anlardınız..
var mı hala senin gibiler, kaldı mı, inanmak istemiyorum ama çok yakınımdasınız, hatta her yerde...
haydi kızlar okula ama nasılllllllll........

18 Eylül 2009 Cuma

şeker gibi bayram

Eskiden çok anlamlıydı, heyecanlıydı, beklenirdi.
Sonra büyüdük, artık bayramlar genelde dinlenmek için fırsat kollamak oldu, hele tatil biraz uzunsa ohhh keyfe gel..
Şimdi yine anlamlı, çünkü bayramdan pek anlamasa da bizi tekrar eski bayram havasına sokan cadı için bayram telaşeleri başlıyor.
Yeni kıyafetler, çamaşırlar, çoraplar...
'illa bayramda mı olmak zorunda bu kadar kalabalığa ne gerek var' dediğim kalabalığın içindeyiz ve bundan mutluyuz..
Daha çok ziyaret noktaları belirlendi, çünkü özlemler birikti.
tatil yok ama çok şekerli bir bayram bizi bekliyor :)