16 Şubat 2010 Salı

birisi "mööööö" mü dedi....

Nerede, nasıl başladı bilmiyorum, belki sadece ana renklerinin güzelliği cezbetti bizi hiçbir fikrim yok ama hepsi çok şeker görünüyor gözüme. bazılarını artık evin bir yerlerine tıkıştırmış olsamda gördüğüm zaman yine gözüme hoş görünüyorlar.
Dilâ doğduğunda hediye olarak kanlı-canlı kendisini getirmeyi teklif eden arkadaşlarımız olmuştu, balkon biraz daha büyük olsa belki olabilirdi :P
şimdi yenilerini bekliyorum sabırsızlıkla işte buradan
yerleri hazır bile...

















11 Şubat 2010 Perşembe


son iki yıldır geceleri kesintisiz uyku uyuyamayan biz, tam bir haftadır uyuduktan sonra sabaha kadar kesintisiz uyuyoruz..
.
bünye şaşkın, her gece en az 3-5 defa uyanmaya alışkın tabi 2 yıldan biraz daha fazla bir süredir.

son noktayı koyduktan sonra bitti gece uyanmaları bu kadar kolaymış aslında..

1,5 yıl boyunca yatak odası ve bebek odası arasında mekik dokuyan ben, en sonunda pes edip odamıza hatta yatağımıza almıştım bizim miniği, ama tabi artık minik boyutlarını çoktan aştığından bütün bir gece boyunca bazen bir tekme, bazen bir kafa, bazen bir kol darbesine maruz kalıyorduk. o kadar yorulmuştum ki odalar arasında gidip gelmekten bu darbelere bile ses çıkarmadım uzun bir süre, alıştık onlarla uyumaya, yatağın bir köşesine kıvrılmaya...

fakat bir haftadır uyku öncesi rutinleri, bitmek bilmeyen "anlat anne, bana ..... (aklına kim gelirse) anlat anne" seansaları sonrasında uykuya dalan Dilâ gözünü sabah açıyor..

nasıl mutluyum, uyumak hatta kesintisiz uyumak nasıl güzel bir şeymiş unutmuşum tadını çıkarıyorum.

bir de hafta sonları saat 10:00,10:30'a kadar uyumak nasıl birşey onu da hatırlasam benden mutlusu olmayacak..

çok mu şey istedim acaba???

9 Şubat 2010 Salı

alev alev..


Alev alev yanıyorum
Buzlarım çözülüyor aşka
Gardım düşüyor, tutamıyorum
Korkuyorum bakışların çarpınca bana
...
...
Alev alev yandığım doğru
Küllerinden doğar mıyım sana doğru
Kendimi arıyorken olmaktan korktuğum
Yerdeyim
Sendeyim
Al beni
NeYaparsanYap!..

F.D.

5 Şubat 2010 Cuma

arabamın lastikleri kabaktır...



kolay değil, yaklaşık 745 gündür devam eden bir birliktelik..

uzadıkça daha zorlaştı ayrılmak ikimiz içinde, ama ben yine kararı senin vereceğini, noktayı senin koyacağını biliyordum, yanıltmadın beni.

bu tarihi not düşmeli, benim için tahmin ettiğimden zor oldu kabul ediyorum çok alışmışım bu duruma, çok özleyeceğim o günleri eminim yine de beni çok zorlamadan uğraştırmadan uzun ve uykusuz gecelere sebep olmadan bittiği için teşekkür etmeliyim sana..




bugün cuma ve ofis bomboş, bazı arkadaşlar denetimde bazıları hasta falan filan derken bir baktım tek başıma kalmışım. cuma günleri sakin oluyor genelde, bu yalnızlık ve sakinlik hoşuma gitti, kahvemi yaptım sadece kendim için, penceremin önünde teşekküre gelen veya yine yiyecek bişeyler arayan :) bir sürü güvercin var ve ben onlara bakarak kahvemi yudumlayarak keyifli bir cuma günü geçiriyorum, yanında da çikolata var en sevdiğimden

"arabamın lastikleri kabaktır, en sevdiğim çikolata DAMAK'tır" :)))

aslında yapacak bir sürü işim var ama bugün boşverdim hepsini nasıl olsa hiç bitmiyorlar....

güzel ve hareketli bir hafta sonu olsun...

3 Şubat 2010 Çarşamba

kar,kuşlar ve ben..


14 şubat 2004

bursaya kar yağmaya başlıyor sabahtan, biz ofiste güzel manzarada kahve içiyoruz akşama olacaklardan habersiz..
iş çıkış saatinden yarım saat önce çıkıyorum çünkü biliyorum ki böyle havalarda bizim eve ulaşmak hep zordur, ilk 10 dk boş bir araç bulurum umudundayım, süre uzadıkça umudum azalmaya başlıyor çünkü ya hiç araç geçmiyor ya da geçenlerin hepsi dolu..
bekliyorum bekliyorum ve donuyorum, yürümeye karar veriyorum, ama ev çok uzak en yakın otobüs durağına gitmeye karar veriyorum. otobüs durağına vardığımda bekleyen en az 7-8 kişi daha var. birlikte beklemeye başlıyoruz ama beklenen otobüste gelmiyor..
o yıl evli değilim henüz ve sevgilim uzaklarda gelip beni kurtarma imkanı yok maalesef,

ama bir kurtarıcıya ihtiyacım olduğu kesin yoksa az sonra donacağım burada.

sonra metro istasyonuna yakın olduğum geliyor aklıma, metro ile ulaşabileceğim arkadaşımı arıyorum evde oldukları haberini alır almaz koşarak gidiyorum. ohh nihayet sıcak bir eve ulaşabileceğim yoksa ofise geri dönüp geceyi orada geçirmeye düşünmeye başlamıştım.

günlerden 14 şubat olunca, gidilen ev yeni evli arkadaşların evi olunca ve evli olarak kutlayacakları ilk sevgililer günü olunca ve benim sevgiliminde uzaklarda olduğu düşünülünce, bu gece için özellikle buraya gönderildiğimi düşünüyorum ilahi güçler tarafından :))

çok güzel bir gece geçiriyoruz beyazlar arasında, yani benim için güzel bir gece onlara da sormak lazım tabiiki :))

sabah iş aşkıyla yanan ben herkes uyurken evden çıkıyorum, geceden çok söylemişlerdi oysa ki hiç boşuna uğraşma gidemezsin bu havada diye..

ama yok ben inatla gideceğim, dün gece yeterince üşümemiş yollarda kalmamışım sanırım, biraz daha çekmem gerekiyormuş

dizlerime kadar karların arasından yürüyorum, benden önce hiç kimsenin geçmemiş olduğu yollardan metro istasyon durağına varıyorum nihayet ama berbat haldeyim sırılsıklam...

ve süpriz
metro çalışmıyor
kar nedeniyle seferler iptal

bu durumda benim ofise ulaşmam imkansız
çaresiz geri dönüyorum, ama geceleri benimle şenlenen arkadaşlarımı birde sabahın köründe uyandırmamak için bulduğum bir markete giriyorum, yaşlı bir amcayla birlikte ekmeklerin ve gazetelerin gelmesini bekliyoruz, bu sırada bize ikram edilen çayları içiyoruz...
bursada gördüğüm en çok kardır herhalde tam 3 gün eve ve işe gidemedim..

bugünde benzer havalardan biri var dışarıda, çok kar var ve aç kuşlar, kediler, köpekler..
sabah gelirken elimdeki simitin hepsini kuşlar yesinler diye muhtelif yerlere bıraktım, az öncede çıktım fırından aldım bişeyler ve pencere kenarlarına bıraktım hepsini
anında gelip alıyorlar, birazdan gidip tekrar alacağım bişeyler yine bırakacağım
kar güzel her haliyle ama sadece sıcaktaysak ya da biraz sonra ısınacaksak...


görüntüler 2004 yılından, bursanın en işlek caddelerinden biri Stadyum Caddesinden...