1 Nisan 2010 Perşembe

pembe nisan

Sabah beyaz t-shirtümün üzerine, pudra rengi fularımı doladım rüzgarda uçuşsun diye..
Pembe gözlüklerimi çıkardım bütün bir kış durdukları çekmeceden, onları taktığımda dünya gerçekten tozpembe oluyor ve bende Aysel Gürel :)
Simit almak için pastaneye uğradım ama cüzdanımı bütün aramalara rağmen bulamayınca akşam kullandığım çantamda unuttuğumu fark ettim. Sürekli gittiğim yer olsa hiç problem olmayacaktı ama buraya ilk defa geliyordum. Yine de adam bu yabancı ve pembe gözlüklü kadına gevrek bir simit hediye etti.
Kuzenimin bir oğlu oldu, uzakta oldukları için telefonda tebrik ederken arkadan sesini duydum minik bebişin, minik bir bebeğin nasıl ağladığını unutmuşum çoktan, hemen bir bebek daha katmalı aileye bırakmalı işi gücü bu karmaşayı diye düşünürken buldum kendimi, huzur verdi o ses bana tabi ki çok kısa sürdü bu düşüncem.
Ofiste durumlar berbatken, her şey karman-çorman, işler yığılı ben altında boğulmuşken bunları yazıyorum hiç birini umursamadan.
Sadece 1 Nisan diye

30 Mart 2010 Salı

otuzmart





Bir yerde bitmesi gerekir Mart'ın.
Kısa şubatın arkasından geldiği için mi
31 gün olduğu için mi
bu kadar soğuk olduğu için mi
bir sürü iş yüklediği için mi
beni fena halde çarptığı için mi
iş hayatımda hep olumsuzlukları getirdiği için mi
sağlık problemleriyle uğraştırdığı için mi
sevmem için bir neden bulamadığım için mi
sevemiyorum....

22 Mart 2010 Pazartesi

en yakında


güneş gösterince yüzünü
en yükseğe çıkmalı dedik
ona en yakın olacağımız yere
orada karşılamalı güneşi, baharı
kapatmalı kışı...

19 Mart 2010 Cuma

içinde

Mutfağın içinde kavonuzun
Kavonozun içinde çikolataların
Çikolataların içinde kahvenin
Kahvenin içinde kafeinin
olmasını çooooook seviyorum
ama en çok hafta sonunu seviyorum...

18 Mart 2010 Perşembe

imha edecek


Bugün öğle yemeğimi deli kantinde yedim. Değişik bir yer yapmışlar, tam öğrenci tarzı.

Havayı biraz güneşli görünce değişik bir yere gitmek istedi canım, uzun süredir geçerken görüyor ve merak ediyordum.

Altıparmak caddesini gören küçük bir masaya oturdum, güneş yüzüme vurdu, ben yoldan geçenleri izledim ve az sonra kalkıp derse gidecekmişim gibi hissetim.

Ahh bir iyi geldi, kendimi üniversite zamanlarında hissetmek. Üniversitede en sevdiğim mevsimlerdi bunlar.

Mutlaka şehir merkezinde buluşur, grup halinde giderdik kampüse. Bu mevsimler başladı mı dersler pek umurumuzda olmazdı, devam zorunluluğu olmayınca ve ders notlarını alabileceğin birilerini bulduğun zaman tamamdı her şey. Yeşilliklere serilir bütün gün muhabbet edebilirdik, kantinden aldığımız plastik bardaktaki kahve bile ne güzeldi.
Arada bir açıp bakıyorum eski fotoğraflara, gözlerimizdeki ışık bile farklıymış sanki..

Ofiste oda arkadaşım tam o zamanlara ait şarkıları dinletiyor bize bugüne özel, sanki biliyor oyunumu, sanki biliyor bugün ben üniversite öğrencisiyim ve şu anda kampüsteyim.

Saat altıya doğru bütün bu düşünceler imha edecek kendini ne de olsa evde üniversite öğrencisi olmadığımı hatırlatacak birileri var :)