7 Eylül 2009 Pazartesi

bızdığım

pazartesi bu kadar sıkıcı olunca, bir an önce vaktin geçmesini bekleyince, okunacak herşey okunmuşken ve saat henüz 16:00 bile olmamışken, fotoğraflarımın arasında buldum kendimi.

daha iyi hissettiren tabikii yanında olmak ama, uzaktayken en iyi hissettiren fotoğrafların arasında dolaşmak ve hayaller kurmak...

bızdığımsın sen benim, inatçı, sevgi böcüğü, şimdilik anneci, dede delisi, çuku çuku diye bütün günü geçirebilen (çikolata), herşeyi dilinin döndüğünce söylemeye çalışan, acilarrr diye diye deli gibi dans eden (Ajda Pekkan-Resim), uyurken ve uyandığın gibi oku (kitap) isteyen, bıcı bıcıya bayılan ve hep suyun altında olmak isteyen....

uzar gider bu liste, her geçen gün sıfatlarına yenilerini ekleyip, beni şaşırtmaya devam eden kara kıvırcığımsın....

yollar..

hep çağırır mı uzun yollar ??
bir yol önümde, ucu görünmüyor, karanlık mı acaba sonu..
çizgileri silinmiş mi, izler yok olmuş mu ??
silinmiş olsa da yerleri belli, tamamen yok olmamışlar, olamazlar, bir kere çizilmişlerdir çünkü...
gidesim var çoğu zaman, ben kullanmalıyım arabayı, teo eşlik etmeli fonda bana.
yanımda biri var mı yok mu önemli değil, çünkü konuşmuyoruz, sadece kulaklarımız ve gözlerimiz eşlik ediyor bize.

bu kadar mı dağınık yazılır bir yazı
bu kadar mı dağıtılır bir konu
ee ama yollar uzun, gidecek yol yoksa ve hep biryerlere gitmek isteniyorsa, oradan girilir, buradan çıkılır, bol virgüllü ama noktanın bir türlü gelmediği saçma sapan bir yazı olabilir bu.
sonuç mu; gitmek istiyorum
özellikle sonbaharın yaşandığı bu günlerde, böyle uzun bir yolda, bomboş bir kafayla gitmek istiyorum...

pazar ertesi...


ne garip bir günsün sen pazar ertesi...
bi türlü ısınmadı kanım sana, sevemedim kusura bakma.
sabah erken uyanmak, hafta içi ekranıyla kahvaltı yapmak, biraz yayılmak, sonra hafta başı olduğunu bildiğimden biraz işlere yumulmak istiyorum..
ama sen buna müsaade etmiyorsun, hep bi gerginlik, hep bir bahane var ikimiz ve barışamayan bünyelerimiz için.
sebep sen misin yoksa ben mi bilmiyorum ama artık seninle barışmak istiyorum.

3 Eylül 2009 Perşembe



Doğum günüm…
Bazen anlamsız, bazen küçücük şeylerden büyük mutluluk, bazen hayır istemiyorum kutlamak, ama her zaman hatırlanmaktan büyük keyif alarak geçen giden bir gün..
Yaş
31
Her yaşın bir güzelliği vardı dimi….
İşte bugün benim doğum günüm, sabah kızımın mutlu anneeee, mutluuu anneeee, mutluuu anneee şarkısına ağladım, şimdilik sadece bu kadarını söyleyebiliyor ve bu beni ağlatmaya yetiyor…
Senden daha güzel bir hediye olabilir mi bebeğim, seninle “ben” oldum…
Bu sabah bunu okudum birde
“sen benim gerçekleşen en güzel düşümsün”
Evet evet dedim sende benim…..

Bu günün anlamı, her şeyim, iyi ki ben doğmuşum da seni doğurmuşum….

31 Ağustos 2009 Pazartesi

bu günlerde...

Ağustos'un son günü....


yeni bir mevsim başlıyor yarın, en sevdiğim ay ile birlikte.


Eylül....


ismi güzel, havası güzel, hüznü güzel, herşeyiyle merak uyandıran bir ay benim için, belki doğum günümün bu ayın içinde olması, belki sonbaharın benim mevsimin olması sadece onu sevmeme sebep.


ama bu sene öyle hissetmiyorum nedense yaz hiç bitmesin istiyorum, daha doyamadım, daha hissedemedim tam olarak oysa o geçiyor ve gidiyor, tadını çıkamadım ben dahaaaa, çook planım vardı bir piknik bile organize edemedim, hiç sevmediğim halde, her sene en az bir kere güzel bir organizasyon yapar, bir mangal partisi yapardık.


gelsin istemiyorum sonbahar, sararan yaprakları gördükçe iyice hüzünleniyorum ama yapacak birşey yok, bitiyor yaz başlıyor sonbahar...

eğlenceli taraflarını düşünmeye başlasam iyi olacak.