8 Ekim 2009 Perşembe

sınırlar


Sınırlarım var, çizgilerim var, belirli noktalarım var benim. Ben söylerim durman gerektiğini ya da en azından mesaj veririm ki anlayasın, ama yok anlamıyorsan hala sınır ihlali yapmaya devam ediyorsan o zaman tehlike çanları çalmaya başlar.

Sevmiyorum vıcık vıcık ilişkileri, herkesle gereksiz yere samimi olmayı, bir kardeşim vardır yapış yapış olduğum bir de birkaç arkadaşım, onun dışında ciddiyimdir genelde, hatta dışarıdan bakıldığında soğuk olduğum bile söylenir, içerisi başka bir cennet :PP

Bütün sınırların ortadan kalktığı günlerde vardır, vıcıklığın dibine vurduğum, herşeye sulandığım, ciddi olmayı bir türlü başaramadığım, gerekli gereksiz sırıttığım, bu sırıtışa bir türlü engel olamadığım, sadece butona basılı tutmak gerekir böyle durumlarda açmak için, butona nasıl mı basılır, bazen bir fincan kahve ile, bazen bir çikolata ile, bazen bir ciklet ile, butona basmak ve açmak bu kadar kolay, ama açılınca toparlamak biraz zor galiba...

yine de çizgiyi geçmemek, düzeni bozmamak gerek :)


6 Ekim 2009 Salı

hafta sonu mu evet evet süperdi...

cumartesi sabahı hazırlanma telaşesi ile başladı, katılacağımız bir doğum günü partisi sonrasında ise deniz sefası vardı, böyle olunca hazırlıklar biraz uzun sürdü..
çok sohbetli, çok çocuklu, çok kahkahalı, çok yemeli içmeli, keyifli bir doğum günüydü..
doğum günü çocukları ikiz olunca, hemde biri kız biri erkek olunca daha bir güzeldi herşey sanki.farkında olarak geçirdiği ilk doğum günü partisi olunca, ilk başlarda biraz gergin, huysuz, ne yapacağını bilmez bir haldeydi bizim bızdık, ama sonra alıştı ortama ve tadını çıkardı doya doya.

Doğum günü partisi bitmiş ama gün henüz bitmemişti.


hava güzeldi, değerlendirmek gerekti..
ekim ayında belki de görebileceğimiz en güzel hava vardı, bir ara yağmur yağıyor, hemen arkasından güneş gülümsüyordu..
neredeyse denizin üzerinde yedik yemeklerimizi, ama tabi sonra Dila'yı tutmak mümkün olmadı, taş atalım denize diye tutturdu ve sahile indik..



taş attık denize, taşın suya çarptığı andaki sesini keşfettik, kahkalarla güldük, hep daha büyük taşlar attık ki ses daha kalın olsun, minik ellere sığabilecek en büyük taşları seçtik, fırlatabildiğimiz mesafe çoğu zaman kafamızın arkası bile olsa çook eğlendik, ohh be deniz iyi ki varsın iyi ki bize bu kadar yakınsın dedik...

























kuşlar vardı sonra, güvercinler, bir sürü güvercin ve onların arasında elleriyle onlara yem atan, "hadi yiyin" diye talimatlar veren, son kalan yemleri uzun bir süre avcundan bırakmayan, bırakmak istemeyen, onların yanından hiç ayrılmak istemeyen bir Dila vardı..





2 Ekim 2009 Cuma

yemek yapmak lazım ama nasıl


oooo yooooo bana yemek yap demeyin, benden yemek beklemeyin

eskiden hiç problem değildi, nasıl olsa yenecek birşeyler bi şekilde bulunur, işten eve gelmiş ve amacı sadece karın doyurmak olan bize yeterli gelirdi, ama tabi arada şöylee muhteşem masalar hazırlayıp, hem lezzetli hem de sağlıklı şeylerde yediğimiz oluyordu..

..du diye biten cümleler artık eskide kaldı, artık akşamları eve gittiğimizde sağlıklı bir şekilde beslenmesi gereken bir birey var evimizde, sadece makarna ile geçiştirilen ya da pizza ısmarlanan geceler uzak bu aralar.
uzun bir sürede uzak kalacak gibi görünüyor

bu durumda ne yapmak lazım, her gün akşama ne yemek pişirsem diye düşünmek ve bunu uygulamaya geçirmek lazım, peki var mı bende ondan, hayırrrrrr, hemde kocaman bir hayırrr...

sevmiyorum yemek yapmaktan nefret ediyorum, hergün acaba ne pişirsem diye düşünüp duruyorum, sonra bir bakıyorum ahaaa biz neredeyse dönüp dolaşıp hep aynı şeyleri yiyiyoruz, zaten etle aram hiçç yok, üstelik çıplak elle ete elleyemem, bu durumda seçenekler epeyce kısıtlanıyor, ben iyice soğuyorum bu işten..
temizlik yapayım, etrafı toparlıyayım hatta ütü yapayım, kurabiye yapayım, tart pişireyim miss gibi kokular saçayım her tarafa ama bana yemek yap demeyin, cidden geriliyorum..

ya da şöyle diyeyim, mutfağa gireyim, bütün malzemeler dizilmiş olsun tezgahın üzerine, gayet kendinden emin bir şekilde beni bekliyor olsunlar ve tabii onların birleşmesi sonucu ortaya çıkacak yemeği de bileyim, ee o zaman varım..

mümkün mü yok değil gibi görünüyor, ne yapmak lazım nasıl yapmak lazım, bu yemek yapmak işini nasıl çözmek lazım..

30 Eylül 2009 Çarşamba

sinir denen şey nasıl yatışır


İşten eve dönülmüştür, günlerden salı, henüz haftaya alışma çalışmaları.
bitmez tükenmez yorgunluk belirtileri, hafta sonu eser kalmayan ama hafta için bir türlü üzerimden atamadığım halsizlik..
yemek yenmiştir, böcükte bitmek tükenmek bilmeyen enerji koşuşturup durmakta, ama tabi mümkün değil tek başına olması, mutlaka yanında yakınında olunmalı, anne hadi kalk, anne hadi delll...
ama anne yorgun, anne işten gelmiş, anne bazen hiçç havasında değil, tabi bunu anlatmanın imkanı yok, bütün gün zaten özlüyoruz birbirimizi ama bazen cidden nefes almaya ihtiyacım oluyor. Tek başıma kaldığım bir yarım saate bile o kadar çok ihtiyacım olduğunu hissediyorum ki..
bu durum atlatılır bir şekilde, anneli babalı eğlencelerin sonu ve uykunun vakti gelmiştir artık, yatağa gidilir, yaklaşık iki saat odadan sıvışmak için can atılır, tam uykuya geçmiştir artık çıkıyorum dersin "aaannniii" diye bir ses, tekrar yatağa dönüş, tekrar aynı sahne, her gece aynı durum çekilir gibi değil, saat daha 22:00 ben uyku modunda değilim, iki dakika oturamadım salonda, okunacak bir kaç satır kitabım var, izlenecek bir iki program var, evde yapılması gereken işler var, ama yatakta o saatte geçirilen iki saatten sonra, bünyede ne kalkma istediği ne de o işleri yapma hevesi kalıyor..
hafta içi geceler bu durumda geçince, sinir tavan yapıyor ve ertesi sabah, akşam, bir sonraki sabah devam ediyor...

peki nasıl yatıştırılır bu sinir denen şey, her kafanı kaldırıp "anniii" diye seslendikten sonra, uykulu uykulu öpücüklerin yatışmasına yeterli aslında, hissediyor gergin olduğumu ve minicik elleriyle yanağımı okşamaya, karanlıkta bulduğu dudağımı öpmeye ve sonra nereden öğrendiğini hiç bilmediğim ve duyunca şok olduğum "naakinn on" (sakin ol) var ki beni benden alıyor..
sakinim, sakinsin, sakin..

28 Eylül 2009 Pazartesi

kaçıncı bayram..



şehir dışında babaannelerle kutlanan bayram,
şehre dönünce anneannelerle kutlanan bayram,
gece olunca arkadaşlarla kutlanan bayram,
sürekli değişen yeni cicilerle kutlanan bayram,
kırmızı ayakkabılarla kutlanan bayram,
elinde balonla, yüzünde gülücüklerle kutlanan bayram,
tüm itirazlarıma rağmen bol bol çikolata lütleterek kutlanan bayram,
kolunda çanta, içinde şekerlerle kutlanan bayram,
cebindeki paralara çıkarıp çıkarıp baktığın bayram,
bizi kahkalarla güldüren ve eriten bol kutlamalı bayram,
bayamııın tutlu osssunn, tutttlu osssun..
sahi kaçıncı bayramın senin bu, galiba sadece üçüncü :)
ama tadını çıkararak ilk bayramın..