ve o birkaç saatlik sakin zamanlar başlayınca ne yapacağımızı şaşırıyoruz, çay içelim, sessiz bir yer bulalım, dondurma yiyelim, bak havada çok güzel deniz manzaralı bir magnum süper olur, ben biraz gazete okumak istiyorum, bir türk kahvesi de içelim, şşşttt sessiz olll.....
13 Ekim 2009 Salı
yeşil pedal
acayip güzel bir hava var, Lodos, bursada pek yabancı olunmayan bir durum, sevmem aslında bu havaları, insanı bir acayip yapar. yolda yürüyemem, bakamam, göremem, tuhaf bir sersemlik yapar hatta düşünemem bile bu havalarda.
ama biraz önce tüm bunlara inat ofisimizin arkasındaki parka gittim, kocaman ağaçların rüzgarda çıkardıkları sesleri dinledim çok iyi geldi, hiç bir şey düşünmedim, rüzgara ve güneşe bıraktım kendimi seslere kulak verdim sadece, kendime geldim...
hafta sonu güzel bir gün vardı yine, sevgili koca bey pedal çevirdi..
"suyumuzun, enerjimizin, çevremizin ve ülkemizin geleceği sizin ellerinizde"
sloganıyla sabah erkenden düştü yollara, kaslara kuvvet diyerek yaklaşık 25 km yolu pedal çevirerek katetti...
ee tabi eski gençlik olmayınca, yeterince antremanlı olmayınca, varış noktasına varılacakta oradan nasıl geri dönülecek düşünülmeye başlandı ve imdada anne - kız biz yetiştik, dedik alırız biz seni Mudanya'dan, o kadar yorulacaksın, mesaj vereceksin, biz uyurken sen pedal çevireceksin...
hava da güzel olunca ohh dedik misss...
yine bir deniz havası alındı, baba - kızın deniz ve taş keyfi izlendi, herşeyiyle iyi geliyor böyle uzun geçen hafta sonları, artık uykuyu da problem etmiyoruz, çünkü hafta sonları bütün düzen değişiyor nasıl olsa ve uykusu geldiğinde biraz inatçılık filan yapıp, daha fazla dayanamayıp kolumda filan sızıp kalıyor, o kadar nazı çekiyoruz bizde arkasından gelecek sakin bir kaç saat için.
12 Ekim 2009 Pazartesi
hazırım..
8 Ekim 2009 Perşembe
sınırlar
Sınırlarım var, çizgilerim var, belirli noktalarım var benim. Ben söylerim durman gerektiğini ya da en azından mesaj veririm ki anlayasın, ama yok anlamıyorsan hala sınır ihlali yapmaya devam ediyorsan o zaman tehlike çanları çalmaya başlar.
Sevmiyorum vıcık vıcık ilişkileri, herkesle gereksiz yere samimi olmayı, bir kardeşim vardır yapış yapış olduğum bir de birkaç arkadaşım, onun dışında ciddiyimdir genelde, hatta dışarıdan bakıldığında soğuk olduğum bile söylenir, içerisi başka bir cennet :PP
yine de çizgiyi geçmemek, düzeni bozmamak gerek :)
6 Ekim 2009 Salı
hafta sonu mu evet evet süperdi...
cumartesi sabahı hazırlanma telaşesi ile başladı, katılacağımız bir doğum günü partisi sonrasında ise deniz sefası vardı, böyle olunca hazırlıklar biraz uzun sürdü..
çok sohbetli, çok çocuklu, çok kahkahalı, çok yemeli içmeli, keyifli bir doğum günüydü..
doğum günü çocukları ikiz olunca, hemde biri kız biri erkek olunca daha bir güzeldi herşey sanki.
farkında olarak geçirdiği ilk doğum günü partisi olunca, ilk başlarda biraz gergin, huysuz, ne yapacağını bilmez bir haldeydi bizim bızdık, ama sonra alıştı ortama ve tadını çıkardı doya doya.
Doğum günü partisi bitmiş ama gün henüz bitmemişti.

hava güzeldi, değerlendirmek gerekti..
ekim ayında belki de görebileceğimiz en güzel hava vardı, bir ara yağmur yağıyor, hemen arkasından güneş gülümsüyordu..
neredeyse denizin üzerinde yedik yemeklerimizi, ama tabi sonra Dila'yı tutmak mümkün olmadı, taş atalım denize diye tutturdu ve sahile indik..
taş attık denize, taşın suya çarptığı andaki sesini keşfettik, kahkalarla güldük, hep daha büyük taşlar attık ki ses daha kalın olsun, minik ellere sığabilecek en büyük taşları seçtik, fırlatabildiğimiz mesafe çoğu zaman kafamızın arkası bile olsa çook eğlendik, ohh be deniz iyi ki varsın iyi ki bize bu kadar yakınsın dedik...



kuşlar vardı sonra, güvercinler, bir sürü güvercin ve onların arasında elleriyle onlara yem atan, "hadi yiyin" diye talimatlar veren, son kalan yemleri uzun bir süre avcundan bırakmayan, bırakmak istemeyen, onların yanından hiç ayrılmak istemeyen bir Dila vardı..

çok sohbetli, çok çocuklu, çok kahkahalı, çok yemeli içmeli, keyifli bir doğum günüydü..
doğum günü çocukları ikiz olunca, hemde biri kız biri erkek olunca daha bir güzeldi herşey sanki.

farkında olarak geçirdiği ilk doğum günü partisi olunca, ilk başlarda biraz gergin, huysuz, ne yapacağını bilmez bir haldeydi bizim bızdık, ama sonra alıştı ortama ve tadını çıkardı doya doya. Doğum günü partisi bitmiş ama gün henüz bitmemişti.
hava güzeldi, değerlendirmek gerekti..
ekim ayında belki de görebileceğimiz en güzel hava vardı, bir ara yağmur yağıyor, hemen arkasından güneş gülümsüyordu..
neredeyse denizin üzerinde yedik yemeklerimizi, ama tabi sonra Dila'yı tutmak mümkün olmadı, taş atalım denize diye tutturdu ve sahile indik..
taş attık denize, taşın suya çarptığı andaki sesini keşfettik, kahkalarla güldük, hep daha büyük taşlar attık ki ses daha kalın olsun, minik ellere sığabilecek en büyük taşları seçtik, fırlatabildiğimiz mesafe çoğu zaman kafamızın arkası bile olsa çook eğlendik, ohh be deniz iyi ki varsın iyi ki bize bu kadar yakınsın dedik...
kuşlar vardı sonra, güvercinler, bir sürü güvercin ve onların arasında elleriyle onlara yem atan, "hadi yiyin" diye talimatlar veren, son kalan yemleri uzun bir süre avcundan bırakmayan, bırakmak istemeyen, onların yanından hiç ayrılmak istemeyen bir Dila vardı..
2 Ekim 2009 Cuma
yemek yapmak lazım ama nasıl

oooo yooooo bana yemek yap demeyin, benden yemek beklemeyin
eskiden hiç problem değildi, nasıl olsa yenecek birşeyler bi şekilde bulunur, işten eve gelmiş ve amacı sadece karın doyurmak olan bize yeterli gelirdi, ama tabi arada şöylee muhteşem masalar hazırlayıp, hem lezzetli hem de sağlıklı şeylerde yediğimiz oluyordu..
..du diye biten cümleler artık eskide kaldı, artık akşamları eve gittiğimizde sağlıklı bir şekilde beslenmesi gereken bir birey var evimizde, sadece makarna ile geçiştirilen ya da pizza ısmarlanan geceler uzak bu aralar.
uzun bir sürede uzak kalacak gibi görünüyor
bu durumda ne yapmak lazım, her gün akşama ne yemek pişirsem diye düşünmek ve bunu uygulamaya geçirmek lazım, peki var mı bende ondan, hayırrrrrr, hemde kocaman bir hayırrr...
sevmiyorum yemek yapmaktan nefret ediyorum, hergün acaba ne pişirsem diye düşünüp duruyorum, sonra bir bakıyorum ahaaa biz neredeyse dönüp dolaşıp hep aynı şeyleri yiyiyoruz, zaten etle aram hiçç yok, üstelik çıplak elle ete elleyemem, bu durumda seçenekler epeyce kısıtlanıyor, ben iyice soğuyorum bu işten..
temizlik yapayım, etrafı toparlıyayım hatta ütü yapayım, kurabiye yapayım, tart pişireyim miss gibi kokular saçayım her tarafa ama bana yemek yap demeyin, cidden geriliyorum..

ya da şöyle diyeyim, mutfağa gireyim, bütün malzemeler dizilmiş olsun tezgahın üzerine, gayet kendinden emin bir şekilde beni bekliyor olsunlar ve tabii onların birleşmesi sonucu ortaya çıkacak yemeği de bileyim, ee o zaman varım..
mümkün mü yok değil gibi görünüyor, ne yapmak lazım nasıl yapmak lazım, bu yemek yapmak işini nasıl çözmek lazım..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
