5 Şubat 2010 Cuma

arabamın lastikleri kabaktır...



kolay değil, yaklaşık 745 gündür devam eden bir birliktelik..

uzadıkça daha zorlaştı ayrılmak ikimiz içinde, ama ben yine kararı senin vereceğini, noktayı senin koyacağını biliyordum, yanıltmadın beni.

bu tarihi not düşmeli, benim için tahmin ettiğimden zor oldu kabul ediyorum çok alışmışım bu duruma, çok özleyeceğim o günleri eminim yine de beni çok zorlamadan uğraştırmadan uzun ve uykusuz gecelere sebep olmadan bittiği için teşekkür etmeliyim sana..




bugün cuma ve ofis bomboş, bazı arkadaşlar denetimde bazıları hasta falan filan derken bir baktım tek başıma kalmışım. cuma günleri sakin oluyor genelde, bu yalnızlık ve sakinlik hoşuma gitti, kahvemi yaptım sadece kendim için, penceremin önünde teşekküre gelen veya yine yiyecek bişeyler arayan :) bir sürü güvercin var ve ben onlara bakarak kahvemi yudumlayarak keyifli bir cuma günü geçiriyorum, yanında da çikolata var en sevdiğimden

"arabamın lastikleri kabaktır, en sevdiğim çikolata DAMAK'tır" :)))

aslında yapacak bir sürü işim var ama bugün boşverdim hepsini nasıl olsa hiç bitmiyorlar....

güzel ve hareketli bir hafta sonu olsun...

3 Şubat 2010 Çarşamba

kar,kuşlar ve ben..


14 şubat 2004

bursaya kar yağmaya başlıyor sabahtan, biz ofiste güzel manzarada kahve içiyoruz akşama olacaklardan habersiz..
iş çıkış saatinden yarım saat önce çıkıyorum çünkü biliyorum ki böyle havalarda bizim eve ulaşmak hep zordur, ilk 10 dk boş bir araç bulurum umudundayım, süre uzadıkça umudum azalmaya başlıyor çünkü ya hiç araç geçmiyor ya da geçenlerin hepsi dolu..
bekliyorum bekliyorum ve donuyorum, yürümeye karar veriyorum, ama ev çok uzak en yakın otobüs durağına gitmeye karar veriyorum. otobüs durağına vardığımda bekleyen en az 7-8 kişi daha var. birlikte beklemeye başlıyoruz ama beklenen otobüste gelmiyor..
o yıl evli değilim henüz ve sevgilim uzaklarda gelip beni kurtarma imkanı yok maalesef,

ama bir kurtarıcıya ihtiyacım olduğu kesin yoksa az sonra donacağım burada.

sonra metro istasyonuna yakın olduğum geliyor aklıma, metro ile ulaşabileceğim arkadaşımı arıyorum evde oldukları haberini alır almaz koşarak gidiyorum. ohh nihayet sıcak bir eve ulaşabileceğim yoksa ofise geri dönüp geceyi orada geçirmeye düşünmeye başlamıştım.

günlerden 14 şubat olunca, gidilen ev yeni evli arkadaşların evi olunca ve evli olarak kutlayacakları ilk sevgililer günü olunca ve benim sevgiliminde uzaklarda olduğu düşünülünce, bu gece için özellikle buraya gönderildiğimi düşünüyorum ilahi güçler tarafından :))

çok güzel bir gece geçiriyoruz beyazlar arasında, yani benim için güzel bir gece onlara da sormak lazım tabiiki :))

sabah iş aşkıyla yanan ben herkes uyurken evden çıkıyorum, geceden çok söylemişlerdi oysa ki hiç boşuna uğraşma gidemezsin bu havada diye..

ama yok ben inatla gideceğim, dün gece yeterince üşümemiş yollarda kalmamışım sanırım, biraz daha çekmem gerekiyormuş

dizlerime kadar karların arasından yürüyorum, benden önce hiç kimsenin geçmemiş olduğu yollardan metro istasyon durağına varıyorum nihayet ama berbat haldeyim sırılsıklam...

ve süpriz
metro çalışmıyor
kar nedeniyle seferler iptal

bu durumda benim ofise ulaşmam imkansız
çaresiz geri dönüyorum, ama geceleri benimle şenlenen arkadaşlarımı birde sabahın köründe uyandırmamak için bulduğum bir markete giriyorum, yaşlı bir amcayla birlikte ekmeklerin ve gazetelerin gelmesini bekliyoruz, bu sırada bize ikram edilen çayları içiyoruz...
bursada gördüğüm en çok kardır herhalde tam 3 gün eve ve işe gidemedim..

bugünde benzer havalardan biri var dışarıda, çok kar var ve aç kuşlar, kediler, köpekler..
sabah gelirken elimdeki simitin hepsini kuşlar yesinler diye muhtelif yerlere bıraktım, az öncede çıktım fırından aldım bişeyler ve pencere kenarlarına bıraktım hepsini
anında gelip alıyorlar, birazdan gidip tekrar alacağım bişeyler yine bırakacağım
kar güzel her haliyle ama sadece sıcaktaysak ya da biraz sonra ısınacaksak...


görüntüler 2004 yılından, bursanın en işlek caddelerinden biri Stadyum Caddesinden...




2 Şubat 2010 Salı

ocak ayında olunca doğum günü...


aslında doğum gününü tam gününde kutlamayı seviyorum, yine gününde küçük bir kutlama yaptık ama şehir dışından gelmek isteyen arkadaşlarımız ve benim iş yoğunluğum nedeniyle asıl kutlamayı cumartesi gününe erteledik.
meteoroloji sürekli uyarı yapıyordu gelecek olan karla ilgili ve ben sürekli meteorolojinin sitesinden kontrol ediyordum hava durumunu, yoğun kar yağışı diyordu cuma ve cumartesi için.
cuma günü kar yağdı ve ben ohh dedim yoğun kar yağışı bu kadarsa tamam problem yok, ama o gün istanbuldaki arkadaşlarımız aradılar ve oradaki havanın ne kadar kötü olduğundan, cumartesi daha da kötü olacağından bahsettiler. dolayısıyla onların bursaya gelmesi başka bir bahara kaldı ama bizim partimsi kutlama yine cumartesi gününde..

cumartesi sabahı uyandık ve ben yine bir ohh dedim, çünkü kar yağıyordu ama yağmur gibi..

ben hazırlıklara başladım, kahvaltı evi toparlamak filan derken dışarıya hiç bakmadım bir daha, telefon çalana kadar, dışarıdaki kardan ancak o telefondan sonra haberdar oldum ve pencereden baktığımda şok oldum resmen..
kar yağıyordu hemde nasıl...

gördüğüm manzara ile birlikte bütün parti hevesim kaçtı çünkü hiç kimsenin gelemeyeceğini tahmin edebiliyordum..

uzun bir süre somurtarak oturdum, planlarda küçücük bir değişiklik hemen yerlerde gezinmesine neden olur moralimin, tam o durumdayken beni kendime getiren yine kardeşimin telefonu oldu. partinin baş kahramanın evde olduğunu ve partinin sebebinin Dilâ olduğunu hatırlatan küçük bir konuşma yaptı ve ben son sürat yine hazırlıklara başladım...

ee ocak ayında doğum günü olunca alışmak lazım böyle karlı günlerde kutlamaya, o yüzden ne yapmak lazımmış planlamayı en başından yapmak lazımmış, şöyle temmuz ağustos aylarına denk getirmek lazımmış doğum gününü :))

siparişlerin bir kısmını iptal etmek zorunda kaldım çok kalabalık olamayacağımız için...
yine de çok sevdiklerimiz ve en yakınlarımla 15 kişi filandık, hatta gece yoğun kar yağışı nedeniyle evlerine dönemeyen arkadaşlarımızla birlikte partiyi pazar gününe kadar uzattık..

parti oldu, güzelde oldu, parti kızı çok eğlendi, en çok mum üfleme ve pasta kesme kısmında mutlu oldu..

işte küçük detaylar...









1 Şubat 2010 Pazartesi

bugünün notu

uzun zaman oldu yine
bu arada karlı ve karlı olduğu için daha az kalabalık bir doğum günü partisi, bir kaç ufak kutlama, sohbet, muhabbet, küpe takma macerası, kar, bol yemek, Avatar, ufak hastalıklar vardı ama bunlardan hemen önce unutmamak için bugünün notu
sabah saat 08:00 ve dün gece uyumamak için direnen miniğin sabah uyunmakta zorlanan durumları

bir türlü ayılamıyor, gözlerini açamıyor ve yataktan kalkamıyor

hadi annecim diyorum bak ben giyindim işe gideceğim, seni de nene'ne götüreceğim uyan artık

arkasını dönüyor yine yatakta ve gözler kapanıyor

sonra aklına ne geliyorsa tekrar bana dönüyor ve

"anne tamam uyandım, sonra sen işe gidersen, ben nene'me yalnız başıma gidemem ki"
Dilâ : 2 yaş 10 gün...
nene: annem, özel isteği sonucunda Dilâ nene diyor anneme, eskiden kalan bir isteğiymiş annemin..

21 Ocak 2010 Perşembe

iyi ki...

2 yıl önce..
06:00
son zamanlarda zaten doğru dürüst uyuyamıyorum yine o sabahlardan biri erkenden uyanıyorum, bir gariplik yok, evin içerisinde biraz dolaşıyorum, heryer çok sessiz, biraz tv izlemeye karar verip tekrar salona dönüyorum ve ilk işaret geliyor..
06:30
hep çok heyecanlanacağımı düşünmüştüm, oysa çok sakinim, duşumu alıyorum, giyiniyorum, kocamı uyandırmaya bile gerek duymuyorum, bütün evi tekrar gözden geçiriyorum..
07:00
kapının arkasındaki listeyi tekrar gözden geçiriyorum, bavulu bir kez daha kontrol ediyorum, herşeyin tamam olduğuna karar verdiğimde artık kocamı uyandırıyorum..
"hadi diyorum, gidiyoruz" birden şaşırıyor ve panikliyor, anlamaya çalışıyor neler olduğunu, sakince anlatıyorum, daha çok şaşırıyor bu kadar sakin olmama.
07:30
ikimizde hazırız, bavulu arabaya taşıdı, evi son kez tekrar kontrol ettik, eksik birşey olmadığından eminiz ve yola çıkıyoruz..
07:45
sabah trafiği, herkes işe gitmeye çalışıyor ve trafik çok yoğun, doktorumu arıyorum biz gidiyoruz hastaneye diyorum, olan biteni anlatıyorum kısaca, hastaneyi arayacağını ve kendisininde yarım saat içinde geleceğini söylüyor..
nedense annemleri ben arayamıyorum işte o noktada heyecanlanıyorum, eşim arıyor, çünkü biliyorum ki onlar benden daha çok heyecanlanacaklar..
08:15
hastanedeyiz, herkes daha yeni iş başı yapmış, güne ısınmaya çalışıyor, üstüne üstlük bir de pazartesi olunca her yer daha sakin görünüyor. olan biteni anlatıyorum, hemen yukarıya çıkartıyorlar, oda durumlarını kontrol ediyorlar, doktorumla konuşuyorlar, henüz gelmemiş ve bizi odamıza yerleştiriyorlar.
08:30
annemler geldiler, işte ben biliyorum benden daha heyecanlı bir kardeşim ve annem, başlıyorlar hazırlıklara, odayı süslemeye :)
doktorum geliyor o sırada, onun gülen yüzünü görmek beni çok rahatlatıyor, tek tek anlatıyor herşeyi, kontrolleri yapıyor, herşeyin yolunda gittiğini ve bekleyeceğimizi söylüyor..
09:00
oda kalabalık olmaya başlıyor, iyiki bize suit oda vermişler, bu kadar kalabalık olacağımızı tahmin mi ettiler, hayır başka boş oda yokmuş :)
09:30
doktorum tekrar geliyor ve odadaki herkesi yan odaya gönderiyor, sadece yanımda eşimin kalmasını söylüyor ve tekrar kontrollerini yapıyor, herşey şimdilik rahat...
10:00
10:30
11:00
11:30
12:00
karnım çok acıkıyor ve acayip susuyorum, bunun dışında bir problemim yok henüz ama beklemek çok sıkıcı, sürekli hemşireler gelip gidiyor, doktorum arada uğruyor, bu arada epidural takıldı abartıldığı gibi bişey değilmiş, herşeyi o kadar çok okumuştum ki zaten olacakların hepsini daha önce yaşamışım gibi biliyorum...
sadece su içmek istiyorum ama mümkün olmadığını söylüyorlar, hemşire sadece dudaklarımı ıslatmama izin veriyor, sürekli daha ne kadar bekleyeceğiz diye soruyorum, biraz daha olduğunu söylüyorlar..
12:30
13:00
13:30
14:00
14:30
15:00
artık eskisi gibi kolay geçmiyor zaman, herşey daha zor, beklemek, susuzluk, sancılar, hepsi daha çok canımı acıtmaya ve sürekli kapının arkasındaki meraklı bakışlar sinirimi bozmaya başlıyor. biliyorum onlarda çok merak ediyorlar ve sabırsızlanıyorlar ama ben onları gördükçe daha kötü hissediyorum kendimi, hemşirelere sürekli sorular soruyorum, onlardan net cevaplar bekliyorum ama beklemem gerektiğini herşeyin çok güzel gittiğini ve çok az kaldığını söylüyorlar. onlara inanıyorum çünkü o kadar tatlı ve güler yüzlüler ki onlara inanmak istiyorum...
15:30
16:00
16:30
iyi ki kocam yanımda, iyi ki sıkı sıkı elimi tutuyor, o olmasaydı ne yapardım düşünmek bile istemiyorum, hemşireler artık çok sık gelmeye başladılar, bir tanesi zaten sürekli yanımda, kıyafeti farklı olan baş hemşirenin yüz ifadesini hiç beğenmiyorum, bişeyler ters gidiyor galiba, doktoruma kapıdan girerken söylediği şeyleri duyamadım, iyice endişelenmeye başladım, ama doktorum her zamanki gülen yüzüyle yanımda ve moral verici sesiyle..
16:45
baş hemşire "tamam diyor vakit geldi işte görüyorum kara kıvırcık saçları" lüfen diyorum doğru söylediğine inanmak istiyorum..
hemen doktorumu çağırıyor, doktorda onayladıktan sonra bana dönüyor
"burada mı devam etmek istersin, doğumhaneye mi gidelim"
yok diyorum burası yeterince sıktı beni sabahtan beri bir de orasını görelim
ve hemen yan taraftaki doğumhaneye gidiyoruz..
16:50
içerisi çok kalabalık ve herkes çok neşeli, ayakkabı muhabbeti yapılıyor, kahkahalar eşliğinde, o sırada çocuk doktoru geliyor yine o hemşire bu sefer çocuk doktoruna bişeyler söylüyor alçak sesle, "sizi gördüm diyorum lütfen neler oluyor bana da anlatın" ama her ikisi de anında gülümsemeye başlıyorlar ve genel bilgileri paylaştıklarını söylüyorlar
16:55
kocam yeşil önlük içinde çok tuhaf görünüyor gözüme, elimi çok sıkı tutuyor belki ben onunkini daha sıkı, doktorum sürekli talimatları veriyor ve ben uygulamaya çalışıyorum ama artık yeter diyorum daha bitmeyecek mi???
17:02
büyük bir rahatlama hissi, gülen yüzler, ağlamayan bir bebek, ağlayan bir anne, ağlayan bir baba, niye ağlamıyor diye soran bir anne, kızımı göğsüme bırakan bir doktor, şaşkın ve ağlamaya çalışan bir bebek, ağlayan bir anne, ağlayan bir baba, elinde makasla bekleyen doktor, makası doktordan alan ve elleri titreyen bir baba, ağlayan bir anne, ağlayan bir baba, kordon bağını kesen bir baba, kontrolleri yapılan ve ağlayan bir bebek, sürekli sağlığıyla ilgili sorular soran bir anne ve dışarıya götürülen bir bebek, hala ağlamaya devam eden bir anne...

bugün...
ANNE'yim, tam 2 yıldır, herşey hala rüya gibi, çoğu zaman bakıp bakıp inanamadığım bir güzelliğin annesiyim. şaka gibi geliyor bazen, bir oyun..
zaman çok hızlı geçiyor, ben tadını çıkarmak istiyorum yavaş yaşamak istiyorum seninle olan günleri.
öyle çok süslü cümleler kuramam hiçbir zaman
senin için dilediğim şeyler hep mutluluğuna dair, her ne yaparsan yap mutluluk ve iyilik için yap..
iyi ki doğmuşsun, bize annen ve baban olma şansını vermişsin...
iyi ki....