2 Mart 2010 Salı

kitap-bahar


bugün öğle arasında kitap fuarına kaçtım, hızlandırılmış bir tur yaptık..
aradığım bir sürü şeyi bulamadım, bu yıl sevemedim fuarı, bir defa daha gideceğim ayarlayabilirsem geniş bir zamanda.
en çok Dilâ'ya kitap aldım, en çok o standların başında vakit geçirdim ve kızıma kitap bakıyorum dedim sırıtarak..
tübitak yayınlarında takıldım en çok, pek tutturamasamda yaş aralığını fotoğraflarını sever diye aldım yine de bişeyler.
ve bugün yazın dışarıda dolaştıktan sonra apartmana girdiğinde o serinliği duyarsın ya, uzun zamandır ilk defa o serinliği hissettim, nasıl hoşuma gitti...
yaşasın bahar ....

1 Mart 2010 Pazartesi

evdeysen eğer pazar...


kahvaltı, krep, nutella, kahve.
bulaşık, mutfak, tabak, çanak, ıvır zıvır...
yatak, nevresim, temiz, ohhh miss...
bir minik banyosu, bitmek bilmeyen su keyfi, köpük, şampuan..
çamaşır, topla, yıka, bi daha yıka, ütüle, ütüle, ütüle....
çorba, domates, kızarmış ekmek, kaşar peyniri...
bulaşık, mutfak, tabak, çanak, ıvır zıvır...
futbol, futbol, futbol...
çadır, evcilik, çanta, okul...
filtre kahve, browni, abur cubur..
uyumayan bir minik, renkli kalemler, oyun hamurları...
futbol, futbol, futbol...
bir kaç ufak değişiklik, mutfak, gülümseme, mutluluk..
akşam yemeği, dana rosto, pilav, salata...
bulaşık, mutfak, tabak, çanak, ıvır zıvır...
hala uyumayan bir minik, makarnalar, boş kutular....
futbol, futbol, futbol...
müzik, dans, şarkı, bitmek bilmeyen enerji...
kahve kahve biraz daha kahve
pijama, uyku tulumu, yatak, ağlayan bir minik...
anne bitik...
saat 22,30
nihayet sessizlik...
















26 Şubat 2010 Cuma

hafta biter, iş biter...

cuma akşamüzeri,
hafta bitti, işler pazartesi devam etmek üzere bitirildi.
kahve kokusu eşliğinde hafta sonunun planları yapılmaya başlandı,
kurabiye tadında bir hafta sonu olsun...

ilk karşılaşma



bütün gününü bilgisayar başında geçiren bir annenin kızı hiç tanışmamıştı kendileriyle, çünkü bütün günü geçirince karşısında anne akşam eve gelince adını bile duymak istemiyor, bazen babası fotoğrafları yüklerken görüyordu ama pek ilgisini çekmiyordu.
taaa kii teyzesi barbie bebekleri, onların tokalarını, rujlarını, kıyafetlerini gösterene kadar, o kadar şaşırdı ve ilgisini çekti ki hayran hayran izledi, inceledi, giydirmeye çalıştı, toka taktı, çıkardı ve tombul parmaklarla kendince yaptı birşeyler.
yine de sınırlı ilişkide fayda var dedik ve bir daha karşılaştırmadık birbirleriyle ne kadar geç buluşurlarsa o kadar iyi daha sonra hiç kopamayacaklar nasıl olsa.



22 Şubat 2010 Pazartesi

neşeli mi hayat?



çoğu zaman değil..
burada hep güzel şeylerden mi bahsetmeli, hatırladığında okuduğunda yüzünü gülümsetecek olanlardan..
öyle değil işte hayat, burası da değil..
güzel başlayan bir cumartesi öyle devam etmedi maalesef annemin en yakın arkadaşı benim de
en neşeli, en şen kahkahalı, en uzun süre telefonda konuşabilen, en sevdiğim teyzemdi..
Dilâ'ya "aşure" diyordu, herkesten bişeyler almış ve güzel bir karışım olmuşsun derdi..
"boynumda siyah bir eşarp" yazmış oğlu, boynumda siyah bir fular...
nur içinde yat...

cumartesi günü ve devamı kötü geçince pazarda canım hiç birşey yapmak istemedi
bir sürü saçma sapan şey düşünüyorum
çeşitli senaryolar geçiyor aklımdan, hepsi mi kötü olabilir ama oluyor işte...
başak burcu olmanın dayanılmaz ağırlığı sanırım..
neşeli hayat filminin dvd'si çıkmış, sinemada izleyememiştik diye eşimde almış gelmiş
pazar gecesi oturduk izledik
ufff dedim yani ne var bu adamda beni iten, hiç hoşlanmıyorum, bi türlü sevemedim yaptığı hiç birşeyi ve kendisini kısacası kötüydü...

pazartesi başladı hatta salı oldu
bir şekilde devam ediyor hayat bizim için
neşeli mi peki şu an için değil...